|
Yolları hiç durmadan çatallanan bir yolculuktasınız. Önünüze çıkan yollardan birine sapıyorsunuz, bir süre sonra yeni bir yol ayrımı... Birisine sapıyorsunuz... Belki bir süre sonra bu yol bir önceki yol ayrımında karşınıza çıkan bir yolla birleşiyor. Belki de tamamen yeni bir yol bu girdiğiniz.
Bu labirentte ilerlerken çok çeşitli bitkilerden, meyvelerden tadıyorsunuz. Kimisi acı, kimisi tatlı, kimisi de tatsız tuzsuz, ama hepsi de size birşeyler katıyor, zenginleşiyorsunuz.
Labirentte bazen birileriyle birlikte ilerliyorsunuz, yol ayrımlarında bazen ayrılıyorsunuz, bazen de yeni yol arkadaşları ediniyorsunuz. Yol arkadaşlarınız bazen size uzun süre eşlik ediyor, bazılarını ise arada bir görebiliyorsunuz. Bazıları kendi peşinden gelmenizi istiyor, ya da gidilmesi gereken yolları gösteriyor. Bazılarına da siz yol gösteriyorsunuz. Ama hepsi de size birşeyler katıyor. Zenginleşiyorsunuz. Kimisi ters yönde ilerliyor. Kimisi koşuyor, kimisi duruyor.
Tüm bunlar olup biterken çok değişik birçok duygu yaşıyorsunuz. Korku... kararsızlık... umut... sıkıntı... yorgunluk... neşe... öfke... çaresizlik... aldatılmışlık... güven...
Bazen siz de koşmaya başlıyorsunuz... sonra yolun kenarına çöküp geçenleri izliyorsunuz... kimi zaman tüm bu olan bitene anlam veremiyorsunuz, sorular yığılıyor kafanıza.
Kimse bu labirentin uzmanı değil, çünkü hiçbir labirent bir diğerine benzemiyor. Kendi labirentinizi sizden daha iyi bilen birisi olabilir mi? Hiçkimsenin yol hikayesi birdiğeri ile aynı değil.
İşte bu yolculukta kimi zaman durup birileriyle konuşuyorsunuz.Yolunuzun hikayesini anlatıyorsunuz. Karşınızdaki kişi bu hikayeyi eleştirmeden, yargılamadan, övmeden, akıl vermeye kalkmadan dinliyor, sadece dinliyor. Değer vererek, önemseyerek, kabul ederek. Ve anlattıklarınızı kendi aynasından size geri yansıtıyor. Bu aynada gördüğünüz ve duyduğunuzun, gösterdiğiniz ve söylediğinizden ne kadar da farklı olabildiğine şaşıyorsunuz. Karşılıklı iki aynada görüntüler ve sesler dönüşerek çoğalıyor. Çoğaldıkça zenginleşiyor aynalar.
|